![]() |
kaynak |
sus
"Sana da bu dünyayı yaşamak için vaktinin asla yetmeyeceği düşüncesi hakim
mi sürekli? Hani öyle bir şey ki vaktin var fakat bu vaktin bir gün olmayacağı
belirsizliği seni alıkoyuyor gibi her şeyden. Ne zaman ne yapmak istediğine
dair kararsız kalabiliyorsun sıkça. Bu daracık vaktimde ben ne yapacağım?
Okumam lazım, iş bulmalıyım, evlilik yaşım geçiyor, bir de çocuk geldi eee?
Döngü başa sarıyor: çocuğum okumalı, çocuğumun işi olmalı, çocuğum evlenmeli
derken kaçırdıklarımızın farkında mıyız? Yoksa arkamıza yaslanıp
pişmanlıklarımızı ve keşkelerimizi görmezden mi geliyoruz? Düşünsene: Ayak
basman gereken yüzlerce, binlerce toprak parçası olduğunu hissediyorsun,
ayakların karıncalanıyor heyecanından. Görmen gereken tüm güzelliklerin çoğunu
göremeyeceğinin farkında olduğu için yaşlı gözlerin. Okuman gereken milyonlarca
bilgi, dinlemen gereken yığınca ses... İnsan, bütün bu denklemin içerisinde
nasıl " iyi bir hayat yaşadım. " diyebilir ki? Sürekli kendimizi
kandırıyoruz, sürekli. Bugüne kadar hep güzel insanlarla karşılaştık diyoruz,
daha niceleriyle karşılaşamadık demiyoruz. Mutlu bir hayat yaşadım lafını
fazlaca indirgiyoruz: aslında evet, azla yetinmezsek çoğu bulamayızcı olduk.
Bize, hepsi bir gün geçecek, her şey güzel olacak diyorlar. Bir gün? Meçhul.
Görevimiz: o günü beklemek. Bize buna da şükret diyorlar, bir başka zaman bir
başka şeye. Onu bulamayanlar da var kıymetini bil diyorlar, neden onu da
bulamayan birileri var? Diye soran yok. Sen buldun, onlar bulamadı. Bu
dünyadaki hesaplarımızı erteletiyorlar. Hep havale ediyoruz fakat havalenin
geçmesi gereken yere geçip geçmediğinden bir haber? Yok. Bizden bu dünyalık
sessizlik istiyorlar. Koca bir sus, konuşma, yapma, ayıp, günah, yasak...
Bizden bugünümüzü ertelememizi istiyorlar. Peki yarınlarımız, bir banka
kasasında mı bekletiliyor? İnsan, bu dünyalık yalnızca yaşamalı, bir fakir
kendi yuvasından, dünyasından dışarı tek bir adım atmamalı. Zenginlerin
ayaklarına kapanacağına diyoruz ki evinde beş vakit yere kapan ve bu dünyalık
sus, şükret: öteki dünyada fazlasıyla alacaksın istediklerini, bu dünyada bizim
yakamıza yapışma, ayağımıza dolanma yeter. Evet, bunu demek istiyorlar bize.
Ellerimizi gökyüzüne kaldırarak hayatımızın son gününe kadar elimizde olana ve
de olmayana şükretmemizi. Eğer ki kafamızı kaldıracak olur da sesimizi
çıkartırsak kazara ne fena! Bu yüzden bu Dünya, bir suskunlar gezegenidir.
Denizlerine pislik karışır, deniz susar. Topraklarına kan karışır, toprak
susar. İnsanlarına acı karışır, insan susar. Kaç perdelik bir suskunluk, meçhul.
Ve doğal olarak da perde arası vermeden yerimizden kalkmamız pek hoş
karşılanmasa gerek...
sus
"Sana da bu dünyayı yaşamak için vaktinin asla yetmeyeceği düşüncesi hakim mi sürekli? Hani öyle bir şey ki vaktin var fakat bu vaktin bir gün olmayacağı belirsizliği seni alıkoyuyor gibi her şeyden. Ne zaman ne yapmak istediğine dair kararsız kalabiliyorsun sıkça. Bu daracık vaktimde ben ne yapacağım? Okumam lazım, iş bulmalıyım, evlilik yaşım geçiyor, bir de çocuk geldi eee? Döngü başa sarıyor: çocuğum okumalı, çocuğumun işi olmalı, çocuğum evlenmeli derken kaçırdıklarımızın farkında mıyız? Yoksa arkamıza yaslanıp pişmanlıklarımızı ve keşkelerimizi görmezden mi geliyoruz? Düşünsene: Ayak basman gereken yüzlerce, binlerce toprak parçası olduğunu hissediyorsun, ayakların karıncalanıyor heyecanından. Görmen gereken tüm güzelliklerin çoğunu göremeyeceğinin farkında olduğu için yaşlı gözlerin. Okuman gereken milyonlarca bilgi, dinlemen gereken yığınca ses... İnsan, bütün bu denklemin içerisinde nasıl " iyi bir hayat yaşadım. " diyebilir ki? Sürekli kendimizi kandırıyoruz, sürekli. Bugüne kadar hep güzel insanlarla karşılaştık diyoruz, daha niceleriyle karşılaşamadık demiyoruz. Mutlu bir hayat yaşadım lafını fazlaca indirgiyoruz: aslında evet, azla yetinmezsek çoğu bulamayızcı olduk. Bize, hepsi bir gün geçecek, her şey güzel olacak diyorlar. Bir gün? Meçhul. Görevimiz: o günü beklemek. Bize buna da şükret diyorlar, bir başka zaman bir başka şeye. Onu bulamayanlar da var kıymetini bil diyorlar, neden onu da bulamayan birileri var? Diye soran yok. Sen buldun, onlar bulamadı. Bu dünyadaki hesaplarımızı erteletiyorlar. Hep havale ediyoruz fakat havalenin geçmesi gereken yere geçip geçmediğinden bir haber? Yok. Bizden bu dünyalık sessizlik istiyorlar. Koca bir sus, konuşma, yapma, ayıp, günah, yasak... Bizden bugünümüzü ertelememizi istiyorlar. Peki yarınlarımız, bir banka kasasında mı bekletiliyor? İnsan, bu dünyalık yalnızca yaşamalı, bir fakir kendi yuvasından, dünyasından dışarı tek bir adım atmamalı. Zenginlerin ayaklarına kapanacağına diyoruz ki evinde beş vakit yere kapan ve bu dünyalık sus, şükret: öteki dünyada fazlasıyla alacaksın istediklerini, bu dünyada bizim yakamıza yapışma, ayağımıza dolanma yeter. Evet, bunu demek istiyorlar bize. Ellerimizi gökyüzüne kaldırarak hayatımızın son gününe kadar elimizde olana ve de olmayana şükretmemizi. Eğer ki kafamızı kaldıracak olur da sesimizi çıkartırsak kazara ne fena! Bu yüzden bu Dünya, bir suskunlar gezegenidir. Denizlerine pislik karışır, deniz susar. Topraklarına kan karışır, toprak susar. İnsanlarına acı karışır, insan susar. Kaç perdelik bir suskunluk, meçhul. Ve doğal olarak da perde arası vermeden yerimizden kalkmamız pek hoş karşılanmasa gerek...
Yaşam hızlıca akıyor oysa..
YanıtlaSilfazlaca hızlı hem de.
Silçok karamsar olmasak..hayatın ve zamanın her köşesinde ufak ufak keyifler var.
YanıtlaSilSelamlar,
her öykü kendi içerisinde bir ruh hali taşıyor elbette hep böyle değil :)
SilBirşeyleri yaşarken birşeyler hep eksik kalacak maalesef..
YanıtlaSilolabildiğince az eksikle kapatmak dileği bizimkisi :) teşekkürler.
SilBravo! Değişmesi gereken tek şeyi anlatmış bu yazı. Çık ve bağır!Bir şekilde bunu öğrenmeliyiz.
YanıtlaSilbir gün öğrenilecek fakat ne zaman bilemeyiz :) teşekkürler.
SilMerhaba :)
YanıtlaSilmerhaba :)
SilHayat herseye rağmen yaşanmaya değer 💞💞
YanıtlaSilbiçtiğimiz değere göre değişse de öyle :)
SilFilmlerde de aynı aldatmaca, yok efendim "Her Şey Çok Güzel Olacak" filan, neye göre kime göre? Şaka bir yana...
YanıtlaSilHayat belki de kaybettiklerimizle kazandıklarımızın kesiştiği noktadaki serüvenlerden ibaret ve o bölgeyi büyütmemizi istemiyorlar; çünkü sınırları aslında çok önceden çizilmiş.
hayat birbirinden bağımsız binlerce kümenin, kesişimlerden ibaret belki de :) teşekkürler.
Sil