düşüş
Çürümüş beynimin işlevsiz kılcalları tek seferde yüzlerce
satır kusan kemik kaplı şu elimi yönetiyorlar. Kırılmış sandalye ayakları
umutsuzca kavuşmaya çalışırlarken gövdelerine, kan rengi göz bebeklerimden tek
tek çıkıp da toplu şekilde hücum eden keskin bakışlarım havayı delerek sonsuz
çizikler atıyorlar son çırpınışlarına ayakların. Hükmüm havada küflü bir
kokuyla yayılırken odaya, çaresizce kapatıyorum beynimin şartellerini. Düşünmek
eylemime sonsuz bir mühür en olaysız dağıtılanından.
Hükmüm geçersiz, aklım yetkin değildir diyorum soranlara.
Bitkisel latifelerle var oluşa karşı tutunuyorum betondan duvarlara.
Bitkisel latifelerle var oluşa karşı tutunuyorum betondan duvarlara.
Gözlerim derinden bir yazma özlemiyle dikiliyorlar kağıt başlarına ve her bir kırpışım onları, bir heceye can veriyor anında. Sonrası sessizlik ve bir kağıdın daha kirlenişi. Oysa tek derdi toprağa tutunmak olan bu kağıt, şimdi üstünde evrenin en sorunlu yaratığının boşalttığı bir nefreti taşıyor ve taşıyacak nesilden nesile. Derin bir nefesin elçisiyken kaplandığı bu çirkin görev nefes darlığı yaratan bir soruna dönüşüyor; düşünmek. Ve ben, her bir satırında dişlerimi sıktığım bu lanetli huyumun yansımasından bir adım dahi uzağa gidemiyorum. Var oluşum ve yok oluşum arasında ellerim kenetleniyor akşamlardan kalma kirli bıçaklarda.
Yaşamaya meyilleniyorum açıkça. Yaşamaya meyilim yazdığım bir cümlenin özü kadar kuvvetli fakat az önce kırılan şu sandalye kadar onursuz değil yarı yolda bırakacak kadar beni. Hayatımı bağladığım pamuktan iplikler, şimdi üstümde bir kazaklar ve sıkıca sarıyorlar hayata beni. Ben, şu halimle, şu kenarları kırılmış koltuktaki umursamaz oturuşumla bugün yokum ve yarınım meçhul. Oysa gençliğimin ilk serzenişlerinde hayatın güzelliği barikatlar kurar yıldırıcı darbeler atardı vücuduma. Hayat güzeldi düşünmeyene ve umursamayana. Hayatın güzelliğini tadan bir insan yeltenebilir miydi tek bir oturuşta sayfalarca kağıdın namusuna leke sürmeye? Nasılsa hayat güzeldi ve yaşamak tek kelimeydi, sayfalara ihtiyaç yoktu.
Yaşamak somut bir oksijen kaynağıyken düşünmek, olası bir
zararlı maddenin keyifle vücuda yayılmasıydı. Olaysızca dağıtılan gösterilerin
ardında bıraktığı cadde kirlilikleriydi düşünmek. İdeolojik olarak hiçlere
oynayan bir beynin en derin silahlarla vurulması kadar anti-demokratikti.
Hayata karşı tek duruşunun öldüğü gün ardında yazılı birkaç sayfadan ibaret
olduğu düşünülünce insanın, yaşamında suçlanmak ne kadar acı ve mantık
aranmayasıcaydı. Bu ki insanlık için büyük bir düşüştü.
Sanırım benzer şeylerden bahsediyoruz yazılarımızda. Bloguma bir göz atar mısın
YanıtlaSilmanidar
YanıtlaSil